11 Kasım 2014 Salı

ZEYTİN

Homeros bir gün Ege kıyılarını gezerken yorulup bir zeytin ağacının gölgesine oturmuş. Zeytin ağacı hemen tanımış Homeros'u ve kulağına şöyle fısıldamış: "Herkese aitim ve kimseye ait değilim; sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım çünkü ben halkların kardeşiyim" demiş
*****************************************************************************************
“Efsaneye göre, Havva ile birlikte cennetten yeryüzüne kovulan Âdem 930 yaşındayken öleceğini hisseder ve Tanrı’dan kendisini ve dolayısıyla tüm insanlığı bağışlamasını dilemeye karar verir. Bu amaçla oğlu ?it’i Cennet Bahçesi’ne gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan melek, ?it’in duası üzerine İyi-Kötü Ağacı’ndan aldığı üç tohumu ona verir ve öldükten sonra babasının ağzına koyup öyle gömmesini söyler. Âdem ölür ve Tabor Dağı yakınında Hebron Vadisi’ne gömülür. Âdem’in ağzında yeşeren ve kök salan üç tohumdan Akdeniz ikliminin simgesi üç ağaç filiz verir: Zeytin, sedir ve servi...”
Akdeniz efsanelerinde adı Ölmez Ağaç ya da Hayat Ağacı olarak geçen zeytin ağacı, antik çağlardan beri insanoğlunun hayatının içinde olmuş, kimi zaman meyvasıyla kimi zaman yağıyla insanlığa sağlık, lezzet ve güzellik vaat etmiş. Zeytinin ve zeytinyağının öyküsü hâlâ devam ediyor.
Artun Ünsal
Ölmez Ağacın Peşinde
********************************************
"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından. "Nazım Hikmet
**********************************************

Refik Durbaş
ÖNDE ZEYTİN AĞAÇLARI…
Zeytin uzun ömürlüdür. Fidanı beş yaşında ürün vermeye başlar. On beş yaşına gelince verimi ikiye katlanacaktır.
Kadim Anadolu toprağında yüzyıllık zeytin ağaçları bulunmaktadır. Bu da zeytinin anayurdunun Anadolu olduğunun bir göstegesidir.
Ülkemizde 170 milyon zeytin ağacı bulunduğu biliniyor. Yani zeytin üretiminde dünyanın dördüncü ülkesiyiz.
Şimdilerde Meclis’te 25 dekardan küçük zeytin alanlarının her türlü kamu ve enerji yatırımının yanı sıra maden işletmeciliğine de açılması üzerine bir yasa tasarısı üzerine çalışılıyor.
Ülkede talan edilmeyen bir zeytinlikler kalmıştı. Onu da enerji yatırımı bahanesiyle madenlere açtık mı, tamam…
Bu, beş yüz bin kadar zeytin üreticisinin ekmeğini elinden almak kadar, ülke kültürüne, şiirine, edebiyatına vurulmuş bir darbedir de… Haydi onların diliyle söyleyelim, Nuh tufanında bir güvercinin ağzında bir zeytin demeti ile gelip hayatın var olduğunu haber vermesinden bugüne hem dünya, hem ülke kültür ve sanatında zeytinin önemli bir yeri olmuştur. Olacaktır da…
Toprak, zeytinin anayurdudur. Bu yüzden zeytin kendi toprağında yaşamak ister, bir başka toprağa götürüldüğünde küser, ürün vermez. Savaşta bir tankın gölgesi düşse de üzerine, örneğin Filistin’de olduğu gibi, zeytin kendi toprağında boy verir.
İşte şiire zenginlik katan zeytin üzerine birkaç şiir…
Zeytin İlhan Berk’te bir parça deniz mavisidir:
“Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni”
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nda “sitem”dir:
“Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim.
Yâr yâr! Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar.”
Cahit Zarifoğlu’nda ölüm ile yapılan kahvaltıdır:
“uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar”
Nevzat Çelik’e göre zeytinin karası, bakmaya doyulmayan gözlerdir:
“Hangi sevda vurmuş seni
Hangi delikanlı
Gönlüne
Salvo bakışlarla..
Soramam
Zeytin karası gözlerini
Yoluma yatırma
Dayanamam”
Hüsnü Arkan’a göre dallarına ay doğmuş yeşil duvaklı bir gelindir:
“bak bu ışık senin ışığın
dallarına ay doğmuş, delice, delice zeytin
bu bahar yine gelin olacak
omuzunda yeşil bir duvak, delice

*********************************************************************************************************************
ZEYTİNİ SAVUNMAK YURTSEVERLİKTİR.
O nedenle zeytine sahip çıkmak yurtseverliktir.
Zeytini savunmak emperyalizme karşı çıkmaktır.
Zeytini savunmak, toprağı, tarımı, bağımsızlığı savunmaktır.
Hangi partiden, hangi görüşten olursanız olun.
İster müslüman, ister hiristiyan, ister ateist, ister putperest olun.
Bu vatanı, bu toprağı seviyorsanız;
Çocuklarınız, torunlarınızın sağlıklı olmasını istiyorsanız.
Gelecek kuşaklara güzel bir ülke bırakmayı arzuluyorsanız.
Zeytine sahip çıkın.
Çünkü zeytin, berekettir, sağlıktır, barıştır.
Zeytin özgürlüktür.
Sedat KAYA
*******************************************************i

Zeytin Ağacı - Turgay Fişekçi
Bin yıl yaşayan zeytin ağacı
Anlat bana altında ne ah'lar çekildi
Gündüzleri meyvalarını toplayanlar
Geceleri nerde sevişirlerdi
Anlat bana zeytin ağacı
Bu topraklardan kaç yiğit geçti
Terkisinde sazla kız
Yüreği terli miydi
Kök saldığın toprak ne kadar taze
Bin yıllık gönlün de öyle mi
Anlat da dinlesin şu genç
Yanından boşa geçmesin
Turgay Fişekçi
-Yitik Bahar-
**********************************************************************************************

BEN BİR ZEYTİN AĞACIYIM
iki fidan veda etti toprağına
eksildi zamandan bir yaprak
ıslak bir çaputa sarıldı umut
çamuruna güneş vurdu
kurudu
kavruldu
ölmedi asla
gün oldu gözyaşı ile sulandı
gün oldu köklerini okşadı deniz
yol zorlu
yol uzun
çalkantılı
Hanya'dan Foça'ya
Ege'yi aştı
ulaştı Anadolu'ya
yeşerdi
dalında güvercinler
iki fidan kavuştu toprağına
Oya KARAEGE
**************************************************************************************************

Mukallit -Zeytin kuşu

"süzülmedikçe
cesaretin iliğinden
esaretin çamuru
sinek yesin güve yesin
mukallit yesin kardeşim
bir lokma yaşamak uğruna
alınıp satılan insan yemesin
efendilerin kiriyle sulandı bu topraklar yaralandı zeytin
cevherindeki ak yazı aklanmadan sofralara gelmesin"
Figen  Sariye -| ÖZGÜRLÜĞÜN BAKTIĞI YERDEN
***************************************
ZEYTİN SÖYLENCESİ
I.
sığacık'ta fotoğraf için
dolaşıyor suat çağlayan
ağaçlara kimlik çıkarmak için
çoğaltma k için ışığın coğrafyasını
gri derisine dokunarak gövdenin
zeytinin ışığını yaz diyor bana
hakkını yeme toprağın suyun güneşin

ala şafakta
uykusunu çocuklarına bırakıp gelen
anaların yüzüne gülüyor ağaçlar
kara gergin derisiyle
acı sulu meyvesini gizleyerek
dallarına tüneyen aşkı
rüzgârlara kuşlara işçilere bölüştürüyor
yaz diyor kırlangıçlar bulutlar
zeytinlerin altında
sözcüklerini arayan şairler gibi yaz
sığacık'ta bu mevsim
maviyi isyana
ağız tadını soframıza sürerek
yaz diyor herkes gibi
yaz bekleme esini
şu ağaçlar rüzgârla konuşup dururken
hangi peri verebilir sana en özgün imgesini
yazamaz hiç kimse bir başkası gibi
zeytin taneleri bile benzemezken birbirine
II.
annem zeytinlerini severdi
her kasım ağaçlarına koşar
her taneye elmasa dokunurcasına
parmaklarını sürer yüreği ferah
yemiş dolu dalları süzerdi
gerinirdi zeytin tanesi
onun pembe parmak uçlarında sevinçten
o göklerinde uçardı ışıklı bir kıvancın
özsuları çağlardı
binlerce yıllık bir ağacın
yaz diyor bana bu dostluğu yaz
fotoğraf makinesiyle bugünden
üç bin yıl öncesine yürüyerek
bu senin ödevin diyor yaz
yaz diyor ölesiye zeytini
oysa iyi bilirim
kara boncukları toplarken
keseklerin arasından
duyarım elime gelen
parlak dolgun kara meyvenin
damağıma yayılan lezzetini
işçiler alaca şafağa
sererler yazgılarını
parmak uçları delik ellikleriyle
dokunurlar acı tadına gelecek günlerin
doldururlar sepetlere
evlerini kendilerini çocuklarını
o bekler yamaçlarda
güneşe verir yapraklarını
ince sularla doyar altın gövedsi
arkadaş bir tarih onu yazar
fısıltıyla bakar
köyün yanı başından dünyaya
yaz diyor kıyıda deniz
her şeyi olduğu gibi yaz
onun gölgesine kıyanları
canına göz dikenleri
toprağına beton dökenleri yaz
zeytinse şiirin tanığıdır
binlerce yıldır
serçelerin kargaların tüneği
katığı çocukların
alnı terden ışıyanların beti bereketi
tarih bile onunla başlayacak
her mevsim ona çalışırken
zeytinden önce
zeytinden sonra yazarak
akıllı dingin gövdesine sarılıp
ağlayasım gelir
yaz diyor çağlayan
belki de anakreon'dan beri
ilk kez sen olursun sevgisiyle
ezilen zeytin gibi ağlayan
Hidayet KARAKUŞ
(Çağdaş Türk Dili, Kasım 2014)

**********************************************************************
ZEYTİN AĞACININ MEKTUBU
ey insanlar
sizden bir dileğim var:
uzatacaksanız birbirinize
kırmayın dallarımı
benim masum dallarımı 
benim çocuk dallarımı
bin yılımı verdim onlara ben
bin yılımı
barış olacak diye
bebeler gülecek diye
kıran kıranaysa dünyanız
ben yaşarım böyle tenha
böyle yalnız
ey insanlar
kırmayın dallarımı
birbirinize uzatmayacaksanız
HÜSEYİN YURTTAŞ
(Aşka Bahar Yetmez, 2. Basım, Tekin Yayınevi, 2014)
*************************************************************************
Yaşamak sadece sevmektir, inan bana. 
Sevmeyenler dünyamızda yaşamıyor.
Yaşamak suda, toprakta, insanlarda görünerek;
bir zeytin ağacı gibi.
Bir zeytin ağacı gibi, ne güzel
denize yakın olacaksın,
uzayan dallarında, yapraklarında ışık
ta derinlerde köklerin.
Bir zeytin ağacı gibi, bin yıl severek
yaşamak her gün...

Arif DAMAR
************************************************************
Aşk ve zeytin
Çocuktum, ayıramazdım, ha aşk ha zeytin
Aşkı yazsam kağıttan utanırdım, o benden mahcup
Zeytine uzansam dalından kırılırdım, benden de çocuk
İkisini de gözle toplamayı sonra öğrendim 

Haydar Ergülen
********************************************************************
beyaz ince zeytinler - Halim Yazıcı

su, beyaz bir çağla aydınlanırsa
şakağında serçelerin

büyürse göz bebekleri kuşluklarda
deniz fenerinin

eski çocuklar kuşanırsa
kırmızılarını yenlerine

ses daha sessiz, kırlangıçlar daha hızlı
beyazdır ellerin

gün kırıkları, kuş aynası
sır kapısı, ahşap oyması düşlerin

nasıl yapsam diyorum
hepsini bohçasına doldursam
bohçacı kadınların

bilmediğim pazarlarına gitsem
bilmediğim köylerin

bilmediğim düşlerimi satsam
bilmediğim çocuklara

sümbüller verseler bana
yeni aşklar

ne dil balıkları
farkında olsa bunların

ne zeytin ağaçları
ne adalar, adalılar

ben yeniden düşsem yollara
ayaklarım dolaşsa bulutlara

tahta kayık dolaplara binsem
kaydıraklar, mantar silahlara

biliyorsun ne zaman çıksam yollara
uzun zambaklar çıkar yoluma

bu yüzden beyaz ince zeytinler
yetiştiriyorum durmadan yastığımda.

Halim Yazıcı
-Deliceler Aşkına-


**************************************************************************

Zeytin Ağacı - Birhan Keskin

Madem geldin, uğradın yanıma
yaslan, kavruk gövdem bu.
Yaşım kaç mı? Saymadım ki,
ya da unutmuşum, bağışla.

Bu: bir boşluk: içimde
Yaşamak izi de denir,
Sanki, nice kelebek tozu, içinde.

Çok durdum, hiç gitmedim ben, bu dağ başında
Rüzgâra ağladım bazen,
Bazen derdimin dibini saydım ıssıza.
Yaşlı, durgun bir zeytin oluşuma bakma
Şuramda bir su vardı ve şuramdan
Neşeyle akardı aşağıya.
Ela bir kızı sevdim ben de zamanında.

Kalkıyor musun? Kalk, ama
Kaderinin sesini unutma, gönül gözünün yanına.
Ve sözünün içine çektin madem,
Madem aldın beni rüyana
Bu da benden, dalımdan bir hatıra:
Ayrılığın gümüş bilgisidir o, al
Helalü hoş olsun sana.

Git ve unutma
Ha vardır benim dallarım şimdi
Ha hatıra.

Birhan Keskin
-Yeryüzü Halleri-

***************************************************************************
Zeytin Ağacı - Roni Marguiles

Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının
sormak gelir içimden: Anlatsana ihtiyar,
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?

Fenikeliler getirmiş diyorlar buralara seni.
Tuzlu muydu Akdeniz'in suları o zaman da?
Yakıcı mıydı böyle yine öğle güneşi?
Neye benzer, neler düşünürdü Fenikeliler?

Uzun yaşamak kolay. Ya hatırlamak her şeyi?
Sallayıp gövdeni zeytin toplayan insanların
değiştiğini görmek yaklaşık otuz yılda bir,
babadan oğula, izledikçe nesiller birbirini?

Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının,
düşünmeden edemem: yaslanıp yaşlı gövdesine
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?

Sorasım gelir her defasında: Anlatsana ihtiyar,
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?

Evet, diye fısıldar yemyeşil yapraklar adeta:
"Koca koca ordularıyla geçtiler önümden hepsi,
gümüş kakmalı kılıçları, ipek takımlı atlarıyla.
Geçtiler... ve gittiler ama işte, yoklar artık hiçbiri.

Buradayım ben hâlâ

Roni Marguiles

**************************************************************
HİÇ NEDENİ YOKKEN
Tepede zeytin ağaçları.Biraz daha yukarda
zeytin ağaçlarıyla bir başka tepe.Koyakta akan
ırmak-sesini duyamazsın-Yoksul kadınlar
mezarlık duvarının dışında,kır çiçekleri satıyorlar
unutulmuş askerin iç çamaşırından sökülmüş
soluk iplikle birbirine bağlanan demetler.

Güneş batıyor sonra.Zeytin ağaçları kararıyor,
koyu,kopkoyu bir karanlığa gömülüyorlar hiç
nedeni yokken,
tıpkı o taştan melek ve tunçtan süvari gibi.

YANNİS RİTSOS(Aynadaki Duvar)
çev Cevat Çapan


**************************************************

Hiç yorum yok: