7 Kasım 2014 Cuma

BİZ BU MASALI BÖYLE Mİ YAZDIK?





biz bu masalı böyle mi yazdık?

ne kadar az’dık..
talan arazide üç beş ağaç gövdesi
söz yetirmez birbirine; 
öyle ki uzak
köklerimiz birbirinden mesafelerle ayrı
gurbet türküleri dilimizde bugünden gayrı

akşamlar ayaz keserdi yalnızlıktan
ısınamazdık
konuştuk; söylendik; budadılar;
kesildik sonra;
kuru kuru; üst üste;
nefessiz yığılınca
dallarımız...
kanadılar..

arda kalanlar
usul usul çimlendik..
içeri döllendi tomurcuklar..
korkuyla emzirildi yeni doğanlar
gelecek belirsiz; toprak verimsiz
hasretten ölür gibi olduk
bel vurup ayırdılar

gece korkusu çökünce
yerimiz bilinmesin diye
nefes almaktan dahi korkardık
türbeyi bekleyen sırlı çınarlar gibi
ağır bir mazinin bilgisiyle susardık..

pusu’dan halleneli beri
ve sevdamız gözümüz önü kalleşçe belleneli beri..
sözlerimiz bile dilsiz
adımlarımız ürkek / titrek ve ahenksiz
lakin yetinmediler
suskunluğumuzda bile bir anlam aradılar

hışır hışır kurumaya yakın
üç beş yaprak şimdi kalan
bu talan yerinde nefes alışlarımız bile sahici yalan
en cılız esintinin dudak ucunda yokluğa sürüklendik..

“püf!” dense sönecek kandillerimiz
göğsümüzde bitkinliğin ıstırabı
teselli vermez en bilgemizin kelamı
ters yüz olduk kendimize sığındık

nerde bu ormanın efsunlu perileri?
tılsımlı sözler?
büyük kahraman?
ölümden diriliş ve mutlu son’um
ben bile bilemem var mıyım? yoğum

biz bu masalı böyle mi yazdık
imandık; cüzdük; fetvaydık; farzdık
şiirdik; besteydik; gitardık; sazdık..
yol yordam veren; kainat kuran
ey kalp gözüne vahiler doğan !
nerede o gücü her şeye yeten?
biz bu masalı böyle mi yazdık?
yazan: özlem çinici

Hiç yorum yok: