31 Aralık 2013 Salı

MUTLU YILLAR



Yılbaşı çiceğim ve portakallı kahveli likörüm ile nice sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum. Likör kardeşliğinin üçüncü yılı ,benim bu kardeşliğe katılışımın ikinci yılı. Bu yıl "Gezi  Direniş "ruhuna likörlerimizi yudumladık..Teşekkürler Sevgili Beste ,sevgiler.

http://bestebonnard.blogspot.com/2013/12/uluslararasi-portakalli-kahve-likoru.html

10 Kasım 2013 Pazar

10 KASIM





Atatürk'ü Düşünürken

Ne şairane mevsimdi eskiden sonbahar
Bahçeleri talan eden bir deli rüzgardı
Kırılan dal düşen yaprak şaşkın uçan kuşlar
Eskiden sonbaharın bir güzelliği vardı.

Gel gör ki Atatürk'ün ölümünden bu yana
Sonbahar dahi bir tuhaf bir başka geliyor
Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana
Türk yüreklerimizi burka burka geliyor.

(Aralık 1951)

Cahit Sıtkı Tarancı


29 Ekim 2013 Salı

ANILARDA KALAN BAYRAMLAR

Cumhuriyetimizin 90.Yaşı Kutlu olsun !
       

CUMHURİYET BAYRAMI *



     
         Bu ve benzeri resim kompozisyonlarına baktığımda çok duygulanıyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana tarih şeridi önümden geçiyor. Benden öncekileri okudum ,onları anımsıyorum. Şehirlerde Atatürk'ün önderlik ettiği kutlamalar, özenle hazırlanan cumhuriyet baloları, halk evlerinde gösterlen tiyatro ve konserler.Ya köylerde: köylerde de davul zurnalı, horonlu, zeybekli kutlamalar.Şimdi sadece belli yaşlarda olanların anılarında kaldı. Köylerde milli bayramlar kutlanmıyor. Okulları yok ,öğretmenleri yok.Çocukları taşımalı eğitim dedikleri yöntemle şehirlere taşınıyor. Okul binaları virane. Köylüm bayramı tv lerde seyrediyor. Seyrediyor dedim,bayram edemiyor,yaşayamıyor.Her mili bayramda olduğu gibi bu bayramda da düşündüğüm üzüldüğüm bir konu.


    
       Anılar denizime daldığımda 1974 yılnı anımsıyorum. Lise son sınıfta olduğum yılı  .Cumhuriyetimiz 50 yaşında. Bir yıl önceden hazırlıklara başlamış, 50 yıl marşını hemen herkese öğretmiştik.Yaşıtlarım bu dizeleri anımsayacaklardır.

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına
Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım
Başka bir tuğ yaraşmaz Türk'un özgür başına.

Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
........................
Bekir Sıtkı Erdoğan

 
   Öğretmenliğimin ilk yıllarında cumhuriyet bayramı anılarımdan 1978 .ilçe merkezine  yakın bir büyük köydeyim. İlk milli bayramım 23 nisan Ulusal Egemenlik Çocuk bayramı idi.İlk kez Ege Bölgesinin en doğusundaki bir ilin bir köyünde ilk milli bayramım. Sessiz Sessiz .Çocukların el çıprmalarından başka ses yok. Köylü bayram olduğunu bilsin diye okullar köyün etrafında dolaşıp köy meydanında toplanıyor, bayram yapmak için. Bilinen konuşmalar ,şiirler. Köylü seyretmekten hoşlanıyor diye yarışlar:yoğurt yeme,  kaşık içinde yumurta taşıma ,halat çekme.Heyecanla izleniyor ve çok alkış alıyordu. Bandolu, trambetli bayram yoktu burada.Çok şaşırmıştım. Sordum ne kiyafetine ne de malzemelere alacak para yoktu .Okulların pek çok gereksinmesi vardı ,bandoya öncelik yoktu .İlçe merkezinde kız meslek lisesinde arkadaşlarım var,müdüre hanım idalist bir müdür.İlk bayram izlenimi onlara anlattığımda çok üzüldüler. Müdüre hanım(dostluğumuz devam ediyor,kulakları çınlasın)"Hiç üzülme Arzu" dedi."biz yeni bando takımı yaptırdık,eski tarampet takımımızı size verelim"
(Trampet takımı sadece önde çalınabilen davullar takımı demek,borasansız.Çok önceki yıllar öyleydi.sonradan borasanlar eklendi.)Çocuklar gibi çok sevindim. Beş tane trampet ve izci kıyafeti ile köydeki okuluma dönmüştüm.Ortaokulda öğrencilerim ilk defa küçük davullar görüyorlardı. Küçük davullar diyorum; davulun ne olduğunu biliyorlardı,düğünlerde ve ramazanlarda.Görmesine görmüşlerdi de ;benim sevgili öğrencilerim,nasıl çalınır nereden bilsinler.Köyün ilkokulunda on parmağında marifet öğretmen arkadaşım imdadımıza yetişti.Trampetleri bellerine bağladı ,çubuklarını nasıl tutacaklarını gösterdi.Başladılar çalışmaya.Hiç unutamıyorum ritm şu:Beş para ver ,beş para ver;beş para yoksa on para ver.Bir sestir köyü çınlatıyor,bu 1978 yılı cumhuriyet bayramı hazırlıklarıdır.Köylüler şaşkın ,köylerine düğünlerde davul çalan Davulcu Veli geldi sandı.1978 yılında Cumhuriyet bayramı ilk kez o köyde trambet sesleriyle kutlandı.Ben ne yaptım mı, ne yapabilirdim ki onların sevinçleri karşısında sesizce ağladım.

     Arzu Sarıyer

*29 Ekim 2009 Yılı Cumhuriyet Bayramı anı yazımdır.

29 Eylül 2013 Pazar

BİR TÜRKÜ BİR ACI GERÇEK




2014 YILINDA ZEYTİN FİDANI EKMEK YENİDEN YASAKLANIYOR
zeytin yaglı yiyemem aman turkusunun acı gercegi

Amerika denilen ülke yöneticilerinin ve onlara yağdanlık olan diğer ülke yöneticilerinin yatacak yeri yok ,ne bu dünyada, ne de eğer varsa öteki dünyada.

Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan’ dan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir (THM Repertuar numarası 1133).

Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır
(Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966).

Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.

Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.

Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.

Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır…


Prof. Dr. Kenan Demirkol


Zeytin üreticilerinin destanını bir de buradan okuyup izleyiniz.
Zeytin serüveni Tuncel Kurtiz :http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=444488&kn=7&ka=4&amp

12 kasım 2013   tarihli  bir not.
Zeytin Fidanı Dikimine Yasak Yok Zeytincilik sektörünün etkili sivil toplum kuruluşu Zeytindostu Derneği, son günlerde özellikle sosyal medyada 2014 yılında zeytin fidanı dikiminin yasaklanacağı yönündeki söylentilerin artması üzerine bir açıklama yaptı. Söz konusu bilginin doğru olmadığını belirten Dernek Başkanı Abidin Tatlı, konunun fidan desteklemelerine getirilen sınırlamadan kaynaklandığını söyledi. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geniş kullanıcı sayısına sahip sosyal medya mecralarında hızla yayılan, “Zeytin fidanı dikimine 2014’te yasak geliyor” söylentisinin artması, Zeytindostu Derneği’ni harekete geçirdi. Konuyla ilgili olarak kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesini önlemek için açıklama yapan Tatlı, yıllardır her çıkan kanunda Zeytin Kanunu'nun biraz daha esnemesiyle sektöre ilişkin hatalı bilgilerin yeni boyutlar kazandığını söyledi. 18 Mayıs 2013 tarihli Resmî Gazete'deki 28651 Sayılı Yurtiçi Sertifikalı Fidan/Çelik Fidesi ve Standart Fidan Kullanımı Desteklemesi Hakkında Tebliğ’in hatalı yorumlandığını belirterek, “Yasak yok, fidan desteğine sınırlama geliyor.” dedi. Destek sağlanacak arazilerin yeniden tanımlandığı tebliğe ilişkin bilgi de veren Abidin Tatlı, şunları kaydetti: “Burada bir yasaklanma olmayıp, '10 dekar alan üzerinde sertifikalı yağlık fidanlara dekar başına 100 TL, yağlık standart fidana ise dekarda 50 TL desteğin, marjinal tarım arazisi olması gerekir.' ibaresi yer almaktadır. Doğrusu bu uygulama, yıllardır üzerinde durduğumuz ve bakanlıktan talep ettiğimiz bir durumdu. Talebimiz, 1. sınıf tarım arazisi ya da taban arazilerine zeytin dikimine tarımsal fidan desteğinin kaldırılmasıdır. Burada kesin hüküm, fidan desteği için marjinal tarım arazisi şartı getirilmiştir. Dikimin sınırlandırılması ya da yasaklanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bakanlık yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde de bu tebliğ dışında bir düzenlemenin bulunmadığını teyit etmiş bulunuyoruz.” TÜRKİYE'DE 160 MİLYON ZEYTİN AĞACI VAR Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkede 160 milyon adet zeytin ağacı bulunuyor. Yaklaşık 40 milyon tanesi meyve veren, 13 milyonu da meyve vermeyen yaşta olmak üzere toplam 53 milyon tane sofralık üretim için zeytin ağacı mevcut. Yağlık zeytin ağaçlarının sayısı ise 2012 yılı sonu itibariyle yaklaşık 81 milyon meyve veren ve 24 milyon meyve vermeyen yaşta olmak üzere 105 milyon adet.... Kaynak Cihan —Doğadan Naturel ile birlikte.

21 Eylül 2013 Cumartesi

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

Fotoğraf: Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali
Ölümünün 38 .yıldönümünde saygı ve özlemle...

ARKADAŞ DÖKÜMÜ

Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun

Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte: Hamsiler sürü sürü
Arılar bölük bölük geçer
Leylekler tabur tabur

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

Bedri Rahmi Eyüboğlu


Foroğraf:
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=164198140351812&set=a.164197990351827.28404.162982117140081&type=1&theater


Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali
Bedri Rahmi Eyüboğlu




ÇAKIL
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.
Bedri Rahmi EYUBOĞLU

aramizda tam 25 yaz
25 kis
25 bahar
25 ucurum
ne opucukle dolar
ne sarapla, biliyorum
Bedri Rahmi


Bedri Rahmi'nin Atölye girişindeki yemin:

“Bugüne kadar resim sanatı alanında/Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime/Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler/Arasında beni en çok saranlarını ayırarak/Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi/Katacağıma/Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop/Klişeleşmiş çiğnene çiğnene/ tadı tuzu/Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma/Elimden çıkan her çizgiye/Her lekeye/Her renge/Her beneğe/Kendi aklımı/Kendi tecrübemi/Kendi tasamı/Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma/Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak / Gözüm, kulağım, burnum,/ Elim,belim,dilim,derim üstüne/ Yemin ederim/ Yemini bozduğum gün/ Burdan giderim.”

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU 100 YAŞINDA… 
Prof.Dr.Kemal Kocabaş
“Kirazın derisinin altında kiraz / Narın içinde nar/ Benim yüreğimde boylu boyunca/
Memleketim var/ Canıma ciğerime dek işlemiş/ Canıma ciğerime/ Sapına kadar/ Elma dalından uzağa düşmez / Ne yana gitsem nafile / Memleketin hali gözümden gitmez/ Binbir yerimden bağlanmışım/ Bundan ötesine aklım ermez…”

Yukarıdaki dizeler 100. yaşını kutladığımız yazar, şair, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait “Türküler Dolusu” şiirinden bir bölüm. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) tarafından İzmir’de şiir ve resimlerinde Anadolu halk kültüründen beslenen, aydınlanmanın, hümanizmanın, ulusaldan evrensele arayışın ve Köy Enstitüleri imecesinin önemli ismi Bedri Rahmi için 20 Eylül 2011 tarihinde “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Köy Enstitüleri” adlı bir söyleşi düzenlendi. Söyleşiye Bedri Rahmi’nin gelini Hughette Eyüboğlu, yazar-şair Cengiz Bektaş, yazar-şair Hidayet Karakuş ve YKKED Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş katıldı. Şair Tuğrul Keskin de Bedri Rahmi şiirleri okudu. Belgesel, şiirler ve müziklerle Bedri Rahmi 100. Doğum yılında, 36. ölüm yıldönümünde sevgiyle anıldı. İnsanlık anıtının yıkıldığı, mezarların parçalandığı, hümanist-evrensel kültüre karşı vandalizmin yaşandığı bir dönemde ülkenin kültür dünyasına ışık saçan aydın ve sanatçıları günümüze taşımak, “ışık sönmedi” diyebilmek bir görev.

Bedri Rahmi, bir diğer yaygın adıyla “Reis”; 1911'de Trabzon Görele'de doğdu. Babası kaymakamlık ve daha sonra da milletvekilliği yapar. Beş çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Orta öğrenimini zor da olsa Trabzon Lisesi’nde tamamlar. Matematik ve fen derslerinden, müdürün davranışlarından bunalır, içine kapanır. Trabzon Lisesi resim öğretmeni Zeki Kocamemi'nin ilgisiyle resme yönelir. Trabzon’u terk eder ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü’ne girerek Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'dan dersler alır. 1931 yılında da Fransa’ya gider ve resim çalışmalarını sürdürür. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanışır. İlk sergisini 1934 yılında açar. Bedri Rahmi, Duvar resimleri de yapar. Resim alanında pek çok ödül alır. Şiir ile ilişkisi ise lise yıllarında başlar. İlk şiirleri 1932'den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlanır. İlk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" 1941'de basılır. Resim yapmak için Anadolu’yu dolaşır, İskilip’e hayran kalır. Halk kültürünün seslerini, motiflerini, imgelerini şiirine ve resmine taşır. Aşık Veysel’in dostudur ve onun için “Aşık Veysel’e Selam” adlı bir şiir de yazar. Üretkendir, zekidir, coşkuludur ve aydınlanmacıdır… İyi bir öğretmendir. Pek çok öğrenci yetiştirmiştir ve öğretmenliğini de söz kondurmaz. Gelini Hughette’ye göre Bedri Rahmi “Şampanya şişesi” gibidir. Bedri Rahmi’nin atölyesi girişinde “Bugüne kadar resim sanatı alanında/Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime/Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler/Arasında beni en çok saranlarını ayırarak/Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi/Katacağıma/Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop/Klişeleşmiş çiğnene çiğnene/ tadı tuzu/Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma/Elimden çıkan her çizgiye/Her lekeye/Her renge/Her beneğe/Kendi aklımı/Kendi tecrübemi/Kendi tasamı/Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma/Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak / Gözüm, kulağım, burnum,/ Elim,belim,dilim,derim üstüne/ Yemin ederim/ Yemini bozduğum gün/ Burdan giderim.” yazmaktadır. Bu ifadeler çok yoğun bir özdenetim, etik değerlerin ifadesi olan önemli bir belgedir. Bedri Rahmi, pek çok şiir, resim, kitap bırakarak 21 Eylül 1975 tarihinde aramızdan ayrılır. 

Eyüboğlu ailesinin beş çocuğu vardır. Bunlardan dördü de Köy Enstitüleri imecesi içinde yer almışlardır. En büyük ağabey Sabahattin Eyüboğlu Tonguç ve Yücel’in çok yakın dostu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğretmeni, Tercüme Bürosu üyesi olarak katkı verirken mimar Mualla Eyüboğlu Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde yapıcılık öğretmeni ve Pazarören, Pulur, Ortaklar Köy Enstitüsü’nün mimarlığını yapar. Mustafa Eyüboğlu ise tarım öğretmeni olarak Arifiye Köy Enstitüsü’nü ağaca boğar. Bedri Rahmi Eyüboğlu ise enstitü dışında yazdığı yazılar, şiirler ve yaptığı grafiklerle bu imecenin çok önemli düşünsel desteğidir.
Bedri Rahmi, Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcısı Hakkı Tonguç’un dostudur. Onun için “Şu dağın başında bir top gül vardı/ Eşi görülmemiş bir top gül katmer katmer açardı/ Kırk bin köyde kırk bin umut/ Kırk bin köyde kırk bin tomurcuk/ Kırk bin meyveye durmuş fidan/ Köy okullarımıza nasıl kahbece kıydılar anlatamam/ Hey gidi mangal yürekli Tonguç baba/ Köy okullarımızı kilim misali ilmik ilmik ören/ Sana Anadolumun her yanından/ Kekik kokan keklik kokan/ Cevat Şakir işi/ Kınından çekilen kılıç gibi bir merhaba/ Bir mangal yürekli/ Tonguç baba yetmedi bre şahin aman” kaleme aldığı dizeler verilen bu emeğe karşı duyulan saygıdır. Eyüboğlu kardeşler arasında yazılan mektuplar daha sonra Bedri Rahmi’nin oğlu Mehmet Eyüboğlu tarafından “Kardeş Mektupları” adıyla kitaplaştırılır. Bu mektuplar olağanüstü sevgi dolu mektuplardır. Birbirlerine hitapları “Canım Kardeşim, Bedros, Karaoğlan, Ey Malik Bacı, Malyoşum, Canım Malyoşum, İmza Abey” şeklinde sıcacıktır. Sabahattin Eyüboğlu; Bedri Rahmi’ye yazdığı bir mektupta “Bedri’m: …Hakkı Bey Hasanoğlan Köy Enstitüsü Yönetim Binasındaki iki büyük panoya resim yaptırmak istiyor. Bu resimler Köy Enstitülerinin destanı niteliğinde olacak. Sana salonun planını ve panoların boyutlarını Mualla’ya yaptırıp göndereceğim… Ben Hasanoğlan’da derse başladım. Haftada bir gün, bir gece orada kalıyorum. Şimdiye kadar yaptığım işlerin en güzelini, yaptığımı sanıyorum. Temiz ve gürbüz bir coşku içindeyim…” diyerek enstitü imecesinde yaşadığı mutluluğu ifade eder. Yine Sabahattin Eyüboğlu’nun 10 Ağustos 1947 tarihinde Bedri Rahmi’ye yazdığı “Canım Kardeşim… Küskün aşıklar gibi beklediğim mektubun nihayet geldi. Bir yandan okudum, bir yandan seni öptüm ve sonra gökyüzüne feri iki misli artmış gözlerle baktım…” mektup, kardeşler arasındaki sevginin boyutunu göstermesi anlamında önemlidir.

Bedri Rahmi sık sık Hasanoğlan Köy Enstitüsünü ziyarete gider. 1.02.1954 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde gözlemlerini “…Ben öğrenme sevincinin ne demek olduğunu köy enstitülerinde gördüm. Hiç unutmam. On sene kadar oluyor, birgün Ankara’nın yanıbaşında Hasanoğlan Köy Enstitüsüne gitmiştik. Burada gördüklerimin yalnız birkaç sahnesini size anlatacağım. Okulun koca baş hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş, elinde bir kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduklarını nasıl kavradıklarını da ertesi günü oynadıkları piyeste gördük. Ben ömrümde bu kadar güzel tiyatro seyretmedim derse eş dost gücenmesin… Üç kardeşimin de köy enstitülerinde öğretmen olmasıyla öğünüyor, her fırsatta arı kovanı gibi işleyen yuvalara uğramak için can atıyorum…” diyerek ifade ediyordu. 

Kaybı sonrası oğulları Mehmet Eyüboğlu babası ve annesini “…Her ikisi de çok sevgi dolu insanlardı. Hayret ederlerdi. Şaşarlardı. Çok okurlardı. Çok severlerdi. Her zaman, her yerde, herkesi severlerdi. Yedikleri sevgi, içtikleri sevgi, soludukları bile sevgiydi. Her günümüz bir şiir tadındaydı. Coşkulu insanlardı. Babamın kaç kere Ankara'da Saman Pazarı'nda bir kilim satıcısında gördüğü bir kilim karsısında heyecanlanıp uzun süre ağladığına şahit olmuşumdur. Çok çalışkan insanlardı. Yasam sarhoşuydular. İnsan gibi güler, insan gibi ağlar ama devler gibi çalışırlardı...“ anlatıyordu. 

Bugün üniversitede yeni başlayan birinci sınıf öğrencilerine dersim vardı. Tahtaya Bedri Rahmi Eyüboğlu yazdım ve kim? diye sordum. Öğrencilerimin bir yanıtı yoktu… Bu ne biçim ülke, bu ne biçim eğitim diye düşündüm. Kültürü, değeri, zenginliği taşıyamayan veya taşımak istemeyen, hafızasını kaybeden bir ülke… Son söz; duruşuyla, şiiriyle, renkleriyle, insani zenginlikleriyle, coşkusuyla, aşklarıyla, Anadolu kültürüne katkılarıyla Bedri Rahmi unutulmayacaktır. Onun bestelenen şiirleri Nazım için yazdığı “Yiğidim Aslanım”, çok sevdiği, aşık olduğu asistanı Mari Gerekmezyan için yazdığı “Karadutum ve Sitem” parçalarını dinledikçe hep hatırlayacağız, unutmayacağız. 
Anısına saygıyla

1 Eylül 2013 Pazar

ACİL BARIŞ İSTİYORUZ, ÇOCUKLAR ÖLMESİN

     Bugün Bir eylül dünya barış günü. Dünyayı kasıp kavuran , şimdiye kadar olan savaşlardan en çok ölüm , yıkım ve 

onarılmaz acılar veren İkinci Dünya Savaşının  sona erdiği gün. Bir savaş ki başlama ve bitiş tarihi ayni tarihlere 

rastlasın .İsterdim ki bir daha savaş olmasın.  Bir eylül Dünya Barış günü bunun için  kutlanıyor .Oysa 1945 den bu yana

 görüp yaşanılan kaçıncı savaş?  kimler savaşanlar?  Barış gününü icat edenler savaşmıyor ,savaştırıyor!  Savaşanlar 

zavallı küçük ülkeler. Savaşı çağın en büyük emperyalisti planlıyor , mazlumlar da savaşıyor...



Bu fotoğraf netten alıntıdır ,herşeyi o kadar net anlatıyor ki fazla söze gerek görmüyorum.Barış umutlarımı da karartmıyorum ;elbete bir gün barış ,barış...

ACİL BARIŞ İSTİYORUZ, ÇOCUKLAR ÖLMESİN..
BARIŞ...
Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış...
Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye;
gökyüzünün, renklerinden uzaklaşmış çanlarıyla
bayram günlerini çalan gözlerimizde.
Barış budur işte....

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.


Yannis RITSOS

30 Ağustos 2013 Cuma

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN


      Otuz Ağustos, "Özgürlük  ve Bağımsızlık benim karekterimdir" diyen yüce Atatürk Komutasınında kesin zaferin kazanıldığı gündür, 30 Ağustos 1922...Ölüm kalım savaşında koşan Türk ordusu Atasından aldığı "Ordular İlk hedefiniz Akdeniz'dir İleri! “ komutuyla 9 Eylüle doğru koşmuştur...Tarihe gömülmek istenen bir ulus yoktan var olmuştur, tarih boyunca görüldüğü gibi. Bu zafer; 23 nisan 1920 de kurulan ancak adı henüz konulamayan yeni Türk Devletinin ,Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş zaferidir...

       Ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, şöyle demektedir :"Eğer bagımsız bir devlet kurmuşsak, özgür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak ,yurdumuzu batı'nın pençesinden ,vicdanımızı ve düşüncemizi de Doğu'nun pençesinden kurtarmışsak, bu topraklardan ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak ,nefes alıyorsak, hepsini, herşeyi ,"30 ağustos zaferine borçluyuz!" 30 ağustos zaferini kim gerçekleştirdi Mustafa Kemal Atatürk!"


      Hepimize kutlu olsun... Vatanı sevmek, milleti sevmek; milli bayramları önemsemekle,yaşamakla gerçekleşir fikrindeyim...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Şiir Turgut UYAR



SAYGI VE ÖZLEMLE...


Biraz Daha

Kullanmam ucuz özgürlüğü sana sığınırım
Azarladığım bir dünyayı suya bırakıp
Günlük dövüşü en uygun yerinde keserek
Ve kan biraz daha akar durur, akmalıdır
Bir çaresizlik sanırım, öfkem büyür uğunurum
Oysa bir çiçek bir güzel dünyaya bakmalıdır
Ve kuytulardan, unutulmaktan tek tek
Ölülerimiz toplanacaktır.

Senin yıldızların güneşlere dönüşür
En karışık en bozgun bir öğle uykusunda bile
Ve sonsuz sevinç taşıyan bir çığlıktır
Bir suyun bir başka suya karışması
Kanları çökelirken bir soylu tabaka
Bir bahar anlatıcısının
Bir mutluluk dülgerinin
-Gecelerde ve yalnızlıklarında hepsi üşür-
Ölülerimiz toplanacaktır.

Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan
Ne kadar acı geçmişsse yaşayacağız
Hepsini yeniden, bir bir dünyada
Dünyadan ve dünyayla sana sığınırım
Acılardan ve hüzünlerden değil
Kaçmalardan ve korkulardan değil
Çünkü bir güçtür sıcaklığın kollarıma
Çünkü kanları, kanları, kanları hatırlarım
Çünkü ölülerimiz toplanacaktır
Ve yüceltilecektir bir mavide.

Haberlere yorumlara ve büyük tirajlara
Asalak otlara karşı, türeyip giden
Bir sun'i ilkahla üreyip giden
Bir soya, bir sanrıya karşı
Kuşanıp kahramanca tek silahını, kanını
Diri bir su gibi gidenleri hatırlarım
Odalarda ve güzel bir dünyada
Sararken bir başına eski güneş
Yıldızımız uzak bir iklimde
Bir tüfek olacaktır. Bir tüfek
Ölülerimiz toplanacaktır.

Ve bizim bir haziranımız
Bir yıl kadar yetecektir dünyaya
Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış
Çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız
Hayasız pençelerini kokuyla gizleyen
Bir olgu olmayacaktır sana
Ölülerimiz toplanacaktır
Doldurulan bir kıyı gibi.

Anılacaktır bir general pantolonundan
Nasıl sezgiler ve gerekçeler çıkardığımız
Nasıl kırgın ve nasıl umutlu olduğumuz
Bir şenliğin başlangıcından ve sonundan
sığınmamız da anılacaktır.

Ölülerimiz toplanacaktır
Kenar köşe kasaba hanlarından
Deniz en güzel aşkken ayışığına
Küçük ve karanlık odalarda öldürülenler
Direnerek ve akarak ölenler
Yüceltilecektir
Anılacaktır ölümleri

Bir şehir akşamında herkes kaçışırken
Ormanlar bir çözülmeye bozulurken
Karanlığa kanıyla karşı duran
Kanıyla ışıtan, yalazlayan karanlığı
Yalnız ve dayanıklı gecelerinde üşüyen
Ölülerimiz toplanacaktır.

Biraz daha kan, kan ve suyun akışı
Ey suyun güvenli akışı
Sana bir yamaç gerekmez mi
Ki sonun özlemine hızlı varsın
Ki sen varsın, akıtılmış kanlarla varsın
Ve kan ve akışın o soylu tabakta
Ormansız bir halka sunulacaktır
Bir orman olarak
Ona sığınılacaktır.

Sana sığınılacaktır kırılıp toplanınca
Sana sığınıyorum kırılıp toplanınca
Değil sonsuz girdiçıktısına yaşamaların
Ey en güzeli, en gürü bütün çeşmelerin
Ayın ve denizin sahibi ve su içmelerin
Sana sığınılacaktır
Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda
Akıtılan ve akıp gelen kanlarda
Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca
Eller temizlenecektir
Bir tören olacaktır
Ölülerimiz toplanacaktır.

Turgut Uyar

12 Ağustos 2013 Pazartesi

SAHTE CAN YÜCEL ŞİİRLERİ

Özlem Çinici'den "Sahte Can Yücel Şiirleri" üzerine bir deneme...
Ölümünün 14. yıldönümünde; usta şaire saygıyla kaleme alınmıştır...

SAHTE CAN YÜCEL ŞİİRLERİ

Can Yücel'i ölüm yıldönümünde analım anmasına da; artık çoğu kendisine ait olmadığı halde paylaşım rekorları kırarak facebook'ta dolaşan ağlak ve ağdalı arabesk zırvalardan onun namuslu kalemini arındırarak yapalım bunu..

Ne zamandır bu konuyu yazmak istiyordum; kısmet bugüneymiş dostlarım.. Sabah saatlerinde sanal dünyaya bağlandığımda ustanın ölüm yıldönümüne binaen ortada dolaşan çakma şiirlerle yeniden yüz yüze gelince; rahmetlinin hatırasına saygıda kusur etmemek adına bu yazıyı yazmak; mürekkep yalamış bir insan olarak bana görev göründü..

Öncelikle şöyle bir bilgi vererek başlayalım ki; ekşi sözlüğün ergen türevi "inci sözlük" adında bir sanal sosyal platform birkaç yıl önce; "Can Yücel gibi yazmayı öğretiyorum" başlığıyla bir konu açtı ve bu başlığın altı bir şekilde yüzlerce rumuz tarafından doldurularak; yine yüzlerce sözde! Can Yücel şiirleri üretildi..

Gerçek isimleri ortada görünmeyen sayıca çok ergen topluluğun bunu niye yaptığı muamma.. Bu gelişmeyi başından beri izleyen bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki başlangıçta herkes çok eğleniyordu.. bu durum ilk başta tam bir ergen geyiği kıvamında her duygusal satıra sorgulamadan atlayarak methiyeler düzen bir duygusal kız kitlesini ti'ye alma niyetiyle ortaya çıkmış iken ; bir süre sonra işler kontrolden çıkmaya başladı..

Çünkü; sahte Can Yücel şiirlerini kendi facebook sayfalarında yayınlayan sözlük yazarı ergenler bu sefer şiir paylaşımlarının altında yapılan yorumları da sözlük platformlarında "caption" olarak yayınlamaya başlayınca eğlence boyut değiştirdi.. Şöyle ki; ergenler tarafından üretilen ve bilinçli biçimde duygusal anlamda arabesk ve ağdalı kıvamlarda servis edilen bu şiirlerin altına yapılan yorumlar da ustayı tanıyan insanlar açısından en az şiirler kadar dehşet vericiydi..

"Yorumlar nasıldı?" derseniz.. kendi sayfalarınızda yüzlercesini gördüğünüze eminim ama yine de birkaç örnek vereyim; ".. Can Yücel'in en sevdiğim şiiri.. / ..aşkı ne kadar güzel anlatmış gençliğimin şairi.. /..en çok bu şiirine bayılırım.." sanırsın ki bu yorum yapan safdilli arkadaşların hayatı Can Yücel şiirleri üzerine tez hazırlamakla geçmiş.. neresinden baksan tam bir soytarılık ve komedi..

Elbette hiç kimseden -Can Yücel şiirleri antolojisini yalayıp yutmuş olmasını bekleyemeyiz.. Kaldı ki; bu sahte yayınlardan mustarip olan isimler; Can Dündar'dan Mevlana'ya; Nazım Hikmet'ten Nietzsche'ye çok geniş bir yelpazeye yayılıyor ve artık ne yazık ki önünü almak imkansız bir hale geldi.. Öyle ki Can Dündar imzasıyla internette dolaşan bazı yazılar; yazarın kendi internet sitesinde ayrı bir bölüm olarak yer almaktadır ve çok da matraktır..

Dezenformasyon öyle korkunç bir virüstür ki; birkaç dakikada binlerce insanın algı ve belleğini zehirleyebilirsiniz.. İşte bu da o hesap.. Yıllardır; facebook'ta karşıma çıkan bütün o sulu zırtlak; arabesk; kâh ağlak; kâh sabah şekeri kıvamında / şiir bilenin şiir algısına tecavüz ediyormuş izlenimi veren o berbat şiirler var ya; işte onların hepsi en başta Can Yücel'in muhalif duruşuna ve muhteşem edebi zekasına; sonrasında da bu ülkenin şiir seven insanlarına büyük hakarettir..

Eşi Güler Yücel; kendisiyle yapılan bir röportajda; büyük şaire karşı yürütülen bu kampanya hakkında şu sözleri söylüyor..

" ...ona aykırı şiirlerin böyle ve özellikle yayılması, yaygınlaştırılması, gerçek Can Yücel’i unutturup uyduruk bir Can Yücel üretmeye hizmet ediyor gibi. Yine örneğin “Her şey sende gizli...” diye bir şiir var. Mistik, kaderci, boşverci, metafizik bulamaçlı bu şiirlerle Can’a karşı adeta faili meçhul bir kampanya yürütülüyor gibi. Can’ın şiiri şiir gibi şiirdi... Ne o öyle “Ömür dediğin bir gündür/ o da bugündür...” ye, iç, eğlen keyfine bak gerisine aldırma mesajı? Can muhalif bir şair, söyleyeceğini eğilip bükülmeden dobra dobra söyleyen bir şair.."

Ben edebiyatı zaman zaman hayatın kendisinden bile çok seven bir insan olarak bugün bu sözleri dostlarımla paylaştığım için vicdanım rahat bir uyku uyumak istiyorum..

Can Yücel 12 Ağustos 1999'da dünyadaki serüvenini tamamlayıp aramızdan ayrılmış.. Öyle bir imkanı olsaydı bu mücadeleyi kendine özgü muhalif üslubuyla kusursuz yerine getireceğine eminim; ancak üç boyutlu dünyada kendisine mal edilen bu arabesk zırıltılarla mücadele etmesi artık imkansız..

Ancak edebiyat seven insanlar olarak bizler; bütün değerlerin çılgıncasına tüketildiği bu zaman diliminde kendimize ait olan birkaç değeri korumak adına daha bilinçli ve bilgili bir duruş sergilemeliyiz..

Bu vesileyle bu yazıyı ustaya mal edilen sahte şiirlerden bir liste derlemesiyle noktalamak istiyorum.. Aman dostlarım yapmayın; bunlardan tanıdığınız herkesi hassasiyetle uzat tutun.. Sahte edebiyat okumak sahte adidas giymeye benzemez; yakar kavurur adamın beynini; sonra nasıl kurtaracaksın kendini?

Aşağıdaki liste Hürriyet Gazetesi Kültür Sanat Sayfası'ndan alınmıştır ve bence edebiyatla yakından uzaktan yolu kesişen herkes bir kere göz atmalıdır..

İŞTE SOSYAL MEDYADA EN ÇOK PAYLAŞILAN
CAN YÜCEL'E AİT OLMAYAN ŞİİR VE YAZILAR...

1.Bağlanmayacaksın
2.Kadın Dediğin
3.Erkek Dediğin
4.Seninle Olmanın En Güzel Yanı
5.Anladım
6.Herşey Sende Gizli
7.Eğer
8.Herkes Gitmek İstiyor
9.Sevdiğin Kadar Sevilirsin
10.Sağlık Olsun
11.Tam zamanında Yaşamak
12.Tersten Yaşamak
13.Biraz Değiştim
14.Bir gün Anlarsın
15.Gitmek
16.Seninle Yaşlanmak İstiyorum
17.Asla Keşkelerim Olmadı
18.Özledim Seni
19.Bilmelisin ki
20.Aşk
21.Boşver ve Yaşı Başı
22.Olmuyorsa Zorlamayacaksın
23.Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda
24.Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan
25.Farkında Olmalı İnsan
26.Bir Eşi Olmalı İnsanın
27.Aşk ayakkabı gibidir
28.Unutma
29.Sevgi Emekmiş
30.Özleme Dair
31.Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bugündür

Bu yazıyı ta buralara kadar sabırla okuyan herkese saygılarımı sunarım..




Yazan: Özlem Çinici / 12.08.2013

5 Temmuz 2013 Cuma

BİR YALNIZ NAR AĞACI / BEHÇET AYSAN


Fethiye'de yalnız bir nar ağacı 


BİR YALNIZ NAR AĞACI / BEHÇET AYSAN

tahta pancurlu taştan evin
penceresi nar ağacına bakardı
eski tersanenin yaamacında
dalları sarkmış o yalnız nar ağacı

on beş yıl önce
o yalnız nar ağacının dibinde
oturup geleceği konuştuğumuz
çocuklar şimdi yok

bir çoğu başka sokaklarda
yürümekteler

on beş yıl sonra
o yalnız nar ağacının dibinde
oturup düşündüm bunları

saçlarımıza aklar düşüren
zor günleri
kenar mahalleleri
bebek ölüm hızını, çocuk işçileri

biliyorum
bir gün başka bir nar ağacının
dibinde yine

Bir başka
çocuklar

Türkiye'yi konuşacaklar.

Behçet Aysan



2 Temmuz 2013 Salı

BEHÇET AYSAN



"Babam ülkesini temsil eden bir yazardı, şairdi. Kısacık yaşamına sayısız ödül sığdırmıştı. Aynı zamanda doktordu, nöro-psikiyatrdı. Hani bugün ülkemizde mumla aranan aydınlardandı. Zaten onu diri diri ateşe verenler yazdığı bir dizeyi okumuş olsalar, değil onu ateşe vermek, boynuna sarılırlardı. Yıllar boyunca mezarına çiçek bırakırken, usulca ağlarken öğrettiği sağduyuyu yitirmemeye özen gösterdim. Ama zaman zaman gerçek cehennem oldu. İçimden taştı, gürül gürül akan ırmak oldu. Soruyorum size... Ben şimdi çocuğuma senin deden şairdi, yazardı, doktordu, bu ülkenin aydınlık yüzüydü ama yakıldı nasıl diyeceğim? Ona hiçbir şey ayaklanmaya kalkmış cehalet kadar korkunç olamaz derken aynı zamanda insanların bir gün tekrar diri diri yakılmayacağına nasıl inandıracağım? Çünkü eğer kimlik bir vatandaşlık belgesiyse, babamın yanmış kimliği hâlâ çalışma masasında duruyor. Eğer kimlik devletin resmi belgesiyle babamın yanmış kimliği her gün bana bakıyor."

En umutsuz zamanlarımda bile, aklıma babamın “Yalnız Bir Nar Ağacı” şiirini getiririm. Ve derim ki; “Bir gün / bir nar ağacının dibinde / bir başka çocuklar / yine Türkiye’yi konuşacaklar.”

Eren Aysan



BİR EFLATUN ÖLÜM
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.
Behçet AYSAN

SİVAS


Gülmek bir erdemse Asım
Gülerdi gülmek için değil
Papatyalar açarcasına
O Erzincanlı yüzünde
Çalışmanın şavkıyla ışırdı gözleri
Bugün tek başına da olsa
Yarın el ele
Garip bir kuştu Asım
Zümrüdü-anka*
Küllerini seveyim
Öpe savura

Can Yücel/ Can Yoldaşıma

NENNİ

Uyusun da büyüsün canlar nenni
Meydanı boş buldukta kırk harami
Bir yandan bir yana
Savrula kavrula
Yanyana
Yana yaka
Kanlı sivas ilinde
Madımak otelinde
Alevlerin dilinde
Uyusun da büyüsün canlar nenni

Dandini dandini dastana
Mandalar girmiş vatana
Kov bostancı camızı
Yemesin aşımızı
Elele tutuşa
Dayana dayanışa
Uyansında büyüsün bebeler nenni

Diyen canların canına okundu
Tekbir getirildi kundaklar kondu
Bir yandan bir yana
Savrula kavrula
Yanyana
Yana yana
Kanlı sivas ilinde
Madımak otelinde
Alevlerin dilinde
Uyusun da büyüsün canlar nenni.

Can YÜCEL

20 Mayıs 2013 Pazartesi

KARAGÜN DOSTU


Karagün Dostu

biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kurşun değil şiir
ama yine de
matarasında su
torbasında ekmek
ve kemerinde kurşun kalmamışları
ayakta tutabilir

biliyorum
şiirle şarkıyla olacak iş değil bu
dalda narı
tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu
ama yine de
diler arasında bıçak gibi parlar kavgada
şiirin doğrultusu

göz güzü görmez olmuş
tek bir ışık bile yok
yürek bir yaralı şahindir
döner boşlukta
belki bir şiir
belki bir şiir kırıntısı
çalar kapımızı umutsuz karanlıkta
yoklar yüreğimizi
iğilir yaramıza
dağıtır korkumuzu
ve karşı tepelerden
gürül gürül bir kalk borusu
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL


6 Mayıs 2013 Pazartesi

ÜÇ FİDAN ÜÇ ŞİİR




Asılmış bir al umuttan
Karagücün korku dalında
Şu can topraktaki üç fidan ölü.
Ve artık ölmezliğin son boyutundan
Göverir yeşil bahar yağmurlarında
Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü.

Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.

Kançiçeği sökünü arkalarından...
Açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
Devrimin kankalesi Karşıyaka gömütlüğü.
Ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
Bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
Gezmişgülü, Aslangülü, İnangülü.

İnanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.

Karşıyakanın üç gülü
Yürek dalıma gömülü
Karşıyakanın üç gülü
Tüm kançiçekleriyle
Göz pınarıma gömülü...

TAHSİN SARAÇ / KARŞIYAKA'NIN ÜÇ GÜLÜ


"elbet bir bildiği var bu çocukların
kolay değil öyle genç ölmek
yeşil bir yaprak gibi yüreği
koparıp ateşe atmak
pek öyle kolay değil
hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey
her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da
yalnız bir bahar çiçeklenir..."
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

PENCEREMDE ÜÇ GÜNEŞ / 1972

penceremde üç güneş
üç yiğit delikanlı
yürekleri umutlu
yürekleri sabırlı

penceremde üç güneş
birisi üzüm saçlı
birisi altın ışık
birisi kor bakışlı
penceremde üç güneş
üç yiğit delikanlı
uzanmışlar toprağa
ölüm bile kahırlı

penceremde üç güneş
üç acılı genç yürek
ölümün ötesinden
savunuyor hayatı

Ayten Mutlu-



1 Mayıs 2013 Çarşamba

1 Mayıs






KIRLARA BAHAR YETMİYOR 

Herkes kendince seviyor baharı,
Kimi ufuklarda yaşamı karşılıyor,
Kimi bakışlarda yeni başlayan aşkları,
Ey yasa bürünen mayıs sabahları,
Kimler onarıyor şimdi,
Dallarda dağılan kuşsuz yuvaları?

Yapraklar üstünde yanan gözyaşları,
Tutulan yasın gizli sözleri,
Damlalar,
Yine tan vakti analar mı ağlıyor?

Ben bu baharlara bahar diyemem,
Dersem şivan düşer bahçelere,
Nerde yaşamın o fidan coşkuları,
Aşkın gelincik yangınları sevgiler?
Kırlara bahar yetmiyor ne yapsak,
Kara haberlerle soluyor güller.

Kim kimden alınıyor bu topraklarda?
Bu topraksa, tohumu biz,
Her bahar boy verip yeşermişiz,
Şu çiçeklerse gözlerimiz,
Gizli gizli açılıp sevinmişiz.
Siz bu sevinmeyi yaşayabilir misiniz?
Geleceği besleyen emeğin sabrını,
Bir suyun akışında bulabilir misiniz?
Ve karanlığın ihanetine karşı,
Tetikte nöbetçi bütün sabahları
Ölürcesine sevebilir misiniz?
Siz bu sevdayı öldürebilir misiniz?

Adnan Yücel

4 Nisan 2013 Perşembe

SEVGİLERDE





SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.

Behçet NECATİGİL

25 Mart 2013 Pazartesi

KÜTÜPHANELER



           Mart ayının son haftası  pazartesi ile başlayan hafta "Kütüphaneler Haftası "olarak kutlanır.Kitap evi ,kitapların toplu bulunduğu yer...Yazı tarihimiz kadar eski kurumlar. Taş üstüne ,deri üzerine derken sonunda kağıt icat edilmiş kitaplar çoğalmış.Daha çok insan okusun ,bilgilensin diye kitaplar bir mekanada toplanmış ve kütüphaneler olmuşmuş.Kitap okumanın önemini kavratmak, dikkat çekmek amacıyla da her yıl bugünlerde   hafta kutlanır.

Yaşadığım İlçedeki  Halk kütüphanesinin çocuk bölümünden kareler
                                       

          Anımsadığım ilk" Kütüphaneler haftası "kutlamalarında şu sözleri söyledim "kitapsız yaşamak kör,sağır,dilsiz yaşamaktır" .Belki birinci sınıftaydım ilkokulun belki ikinci sınıf..Küçük hikaye kitaplarımız vardı mavi yada kımızı kaplı.Yanlarında minicik etiketli.Yeni kitap aldığımda sevinçle eve koşar anneme gösterirdim.Annem okumayı çok severdi. Ben okuduktan sonra  o da okurdu;ben hikayeyi anlatırken  doğru anlayıp anlamadığımı böylece kontrol ederdi .Sınıflarım büyüdükçe okul dışında  çocuk ve şehir kütüphaneleri ile tanıştım.Sessiz ,soğuk kitap kokulu mekanlar.Kendimi en mutlu hisstiğim anlar.Minicik ellerimle zor kaldırdığım ansiklopetiler.Keşke evimizde olsa gece gündüz okusam dediğim ansiklopetiler..(Şimdi atacak yer bulunamayan ansiklopetiler).Yaşımız küçük olduğundan eve ödünç kitap verilmezdi ;akşam olup memur kapatıyoruz dediğinde yüreğim cız ederdi. Ne olur eve götürebilseydim diye içten içe isyan ederdim.


          Hiç unutamadığım bir anım da Nazilli Halk Kütüphanesinde lise yıllarımdandır .Sanat tarihi öğretmenimiz Ayça Hanım ünlü ressamların hayatlarını araştırmamızı isterdi. Bana ünlü ressam El Greco çıkmıştı çekilen kurada. Okul çıkışı,bir öğleden sonra kütüphanedeydim. sonra kütüphanedeyim  ;ansiklopetilerden buldum bilgileri. bilgiler çok uzun ,tek başıma  yazmakla akşama yetiştirmem olanaksız.O günlerde fotokopiler yok,olsa da ben bilmiyorum. Bir an başımı kaldırdım ; güzel bir yüz ,güzel bir çift göz bana bakmakta.Bir ( sanırım ünüversiteli)  abla ; benim sıkıntımı, telaşımı uzaktan izliyormuş .Yanıma geldi nasıl yadımcı olabileceğine karar verdi. Bilgileri özetliyecektik,o daha hızlı yazdığı için yazıverecekti.Sevinçle kabul ettim,o güzel yüzü ve düzgün parmakları uzun yıllar geçse de unutmuyorum, unutamam da..Çok düzgün el yazısı ile araştırmam mesai saati bitiminde hazır olmuştu.O kağıdı  sakladım ,belki bir eski defterimin arasındadır hala .O yazıyı unutmadığım gibi ressam El Greco yu da hiç unutmadım.

           Kütüphaneler benim en sevdiğim mekanlar olarak yaşantımın içindeler.Yüksek öğretim yıllarımda İzmir 'de başta" Milli Kütüphane" olmak üzere büyük kütüphaneler de güzel anılarımın geçtiği mekanlardır.
                                      

          Haftayı kutlarken ;bol kitaplı günler dilerim,kitaplar eksilmesin hayatımızdan...

Arzu Sarıyer