10 Eylül 2014 Çarşamba

Beyaz Ölüm Kuşları





sonra bir gün anneler de ölür
böcekler ve kertenkeleler ölür
boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca
sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür
sonra o gün çocuklar da ölür

biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk

sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk
balçıktan bir külçe olan dölleri
en iri elleriyle kepçeliyen
ve biçimliyen
ve hep önce kendiyle biçimliyen
o dehşetli yontucuyu
doğumu ve gebelik sanatının bütün hünerlerini
sütten bir mermere eşsiz bir incelikle işliyen
anneyi o usta nakkaşı
unutmadık

önce anne doğurdu çocuğu acıya
sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı
sonra her şey ve herkes çocuktan var oldu

geçti sarp kayalardan aştı nice dağlar
içti ağulu sütünü hayat denen annenin
sıkıntının kutsal kabında yıkadı ellerini
hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu
acıyı gömdü toprağa gayrı açar mezarlık çiçekleri

böyle vardı bir ırmak kıyısına
anne bir tedirginliktir nerede olsa
bağırgan bir karmaşadır onun sesi
takılır gibi eski bir gıramafona titrek bir iğne
- bu ayıp bu günah
bu çok ayıp günay
-el ne der sonra
ayak ne der
bırakmaz çoçuğu çocukça yaşamıya

ama bir gün anneyle de hesaplaşılır

çocuk yalnız annesine yaşar çocukken
anne yalnız çocuğuna yaşamaz anneyken
bölüşür anneliği babanın kasığında
çocuğun bakışında çelişkidir büyüyen
ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında
-ah baba
niye baba

ve bir gün babalar ölür

tanrı bir ürpertidir çocuğun yüreğinde
her tanrı biraz baba gibidir
yiğit ve erkektir çocukları koruyan
umacılar ve peri masallarının korkulu padişahı
çünkü tanrıyı yaratan ve öldüren şeyler aynıdır
vurunca acının ilk gölgesi yaratır kuşkuyu
acının padişahı elbette zalim olur
ve bilincin duvarına çarpınca şaşkınlığı
bir soru önce acıya sonra acıya uzanır
-hey tanrı
hani tanrı

böylece o gün tanrı da ölür

şimdi annenin yüreğinde ışıyandır
sevginin ıslak soluğuyla örgülü tapınak
bir gün bir kalem bir hokka içindeki kana bulaşır
akıtır mürekkebini sevda denilen papirüse
hani ki bir kuş gelir bir tapınağın duvarına yuva
yapar
çökertir tapınağı daha bir güzelleşir yuva
işte artık ne anne ne tapınak
yıkılır gözyaşlarının sığınağı da

sonra bir gün anneler de ölür

gerilir gıcırtısı bir tüfek tetiğinin
öfke yalnız tekliği besler büyür çocuk
çocuk büyür
sesi nemli yine elleri yine soğuk
hayat sığmıyorsa gövdene yüreğini sığdır çocuk
nemli bir sesi sığdır o gittikçe nemlenen
çocuk çocuk sana bir dost gerek

işte yeniden giyiniyor kendini çocuk
bir çiçek gibi kopardı başkalarına uymıyan
yanlarını
kendini üstlemişsin var olmak için susmalar köprü
çocuk çocuk sana bir aşk gerek

sen iyilikler ve güzellikler uzmanı
suskunun gizemli sabrı
bir teraziyi en iyi kullanan
iğnenin ve ipliğin mercek gözlü büyücüsü
karnaval gecesinin eğlentisiz parmak çocuğu
ey hayat canbazı
ey ip şaşkını
ezberle o incecik tel üzerinde
hayatı dengeliyen asayı:
aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk
ikisini de doğuran şey aynıdır

bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan,
bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan,
uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan, suyu yüz derece sıcaklıkta donduran,
anneyi üreten babayı çoşturan çocuğu güldüren, seni izmirlere çılgın gibi koşturan,
bir vagon penceresinden şaşkın baktıran, bir mektubu ısrarla bekleten,
umudu dalında çürüten, acıyı dayanılır kılan bir çıbanı irinle onduran aşka merhem sürdüren
güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren.

sevgi: tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni
insanı
var kılan umut
ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
can canı sever ötesi yok bunun çocuk
ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
bir dostla bir sevgili arasındaki ayrımı
hayır'lara evet'lerle direten
çirkini öptüren kötüyü sevdiren
aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
o saygın bir insandır
herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da
böylece lady chatterley de sevilir giovanni de
böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de
elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur
ama elbette her aşk kendine sorumlu
olunca
bir gün aşk da ölür

ve başlar sıkıntısı kuralsız bir çelişkinin
yapışkan bir sevişmenin sancısı doldurur
boşlukları
ve tutku aç bir güve gibi kemirirken sevdayı
dölün pasıyla bulanırken sevginin beyazlığı
ah şimdi kim inandırabilir bu eski çocuğa
aşkın ve dostluğun varlığını
bir gün ansızın yiter dostalar ve sevgililer
etin ve kemiğin sıcaklığıyla solar sevdalar

işte o gün her şey ölür

şimdi bu yüreği nerelerde beslemeli
bütün saksıları kırılıyorken güneşin büyüsüyle
ve ölümler ilençliyorken en masum sevinçleri
ve her sevgi kendisiyle çelişiyorken
şimdi bu nasıl doğmalar olur yeniden beyazlara

ama şimdi kim kandırabilir sizi
bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için.
"
arkadaş zekai özger

1 Eylül 2014 Pazartesi

EYLÜL







EYLÜL

Eylül, gülleri soldurarak
duyurdu bu yıl kendini
Böyle olacağını bile bile
şaşırttı bizi yinede 

Daha bir demet kır çiçeği
alıp koymadık vazoya
Güller mi unutturdu bize sevinci
yoksa aşındırdık mı kimi duyguları

Şöyle bir akşam
söyleşemedik dostlarla
erkenden kapandı perdeler
yorgun muydu çocuklar da


Her gün yağmalanan
talan edilen sevincimiz
kurudu galiba büsbütün
su yürümüyor dallara

Ama kırpıntı, bir küçük
uç uç böceğinin her nasılsa
konuvermesi balkona
uyarıyor bizi irkilterek

Bu kahrolası tarraka
bitecek gibi değil sokaklarda
Çekip kapıyı çıkmak en iyisi
dalmak caddelere, varoşlara

Belki o zaman eylül
şaşırtmayacak bizi
bulup çıkaracağız çünkü
evrenin öteki yüzünü

Ahmet Telli

11 Ağustos 2014 Pazartesi

10 Ağustos !



Dersimiz Hayat

Çok kitap okuyacağız bundan sonra
Adı hayat, sayfaları gün olan bir kitap
Biri eksilirse yerine geçeceğiz kahramanlarının
Olaylardan bir kaçı başımızdan geçecek 
Ki hep izlemekle yetinmeyeceğiz
İzlem ekleyeceğiz, tuşların hatasıdır, olsun
Bulacağımız her sözcüğe sevineceğiz
Bulunan her sözcüğe de kafa yoracağız ama
Kıçımızı kaldıracağız yani, kafamızı açacağız
Anlamaya çalışmakla başlayacağız ezber bozmaya
Ezberlerimiz için, okul çantalarımızı karıştırıp
Şöyle kallavi bir silgi bulacağız
Yaş haddi, hatıra defteri falan aklamayacak
Yeter, alayı karşılıksız çektir, anlayacağız
Bundan sonrası için, işe kendimizden başlayacağız

Çok çalışacağız bundan sonra
Çok kazanmayacağız,
Çok kazanıp, hiç kazanamayanlara ağlamayacağız
Gündüz kasadarıyken, gece grevcisi kesilmeyeceğiz
Hiç bilmediğimiz hayatlar terk ediyor önce
Bilmediğimize hayatlar biçmeyeceğiz onun için
Çünkü, afedersin umurunda olmuyor hayatların
Salaklığın lüzumu yok, zaten salaklığımızı isteyen de yok
Düğünlerinde zenne, ölümlerinde ağıtçı olmamızı da
Önce kendi ocağımızın küllerini karıştıracağız
Her şeye bir gerekçe aramayacağız, anlamak dururken
Öğrenmek varken yani, öğretmeye kalkışmayacağız
Bundan sonrası için, işe kendimizden başlayacağız

Rol çalmayacağız, rol alacağız ve bir fikrimiz olacak
Bilmediğimiz yerlerden fırlamayacağız sokağa
Bildiğimiz yerler kadar olacağız ve çoğaltacağız
Çoğalacağız, ayrık otlarını ayıklayarak
Ki çoğu kalbimizdeki nehirlerden su içerler
Kalbimizin başka kalplere giden patikalarını bölerek
Görmekle başlayacağız işe, işe kendimizden başlayacağız
Çok kitap okuyacağız bundan sonra
Adı hayat, sayfaları gün, sonrası yalnızca biz
Biz neysek öyle yaratılacak bir gelecek için
İşe kendimizden başlayacağız
Yarın, işte bu yüzden bugündür, haydi!

Haluk IŞIK, 10 Ağustos 2014, 23.30, direnYeryüzü

28 Temmuz 2014 Pazartesi

"Bayram"





 "Bayram"

Nefes almak bayramdır mesela;
günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık... 
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. 
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, 
zihinden önce bedeni kaybetmemek, 
kurda kuşa yem olmayıp 
"Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi
ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek,
dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye,
tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye,
saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni eve asılan basma perdeler,
alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler,
yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi,
akşam kapıda karşılayan yavuklunun busesi
sevdalı bir elin tende gezmesi
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır;
ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...

Can Yücel 'e uyarlanmış ama Can Yücel in olmayan yazıdır....

8 Temmuz 2014 Salı

Türkiye’nin zeytinliklerinin ölüm fermanına hayır! * İmza // KÖŞE YAZILARI



Bu güzellik yok olmasın !


Zeytin, kültürümüzün, yemeklerimizin, Ege’nin olmazsa olmazı şimdi bu topraklardan göçüp gitmek üzere. Bölgede en büyük zeytin üreticisi olan Türkiye, kendi elleriyle zeytini öldürmeye kalkıyor.
2006 yılından beri defalarca kez denendiği gibi bu kez de zeytincilik ve doğa katledilmek isteniyor. Meclis’e getirilen yasa tasarısı onaylanırsa, ne sofralarda zeytin eskisi gibi olacak, ne de zeytincilik… Barışın sembolü Anadolu topraklarından sökülüp atılacak!
Şimdi, bu kampanyayı imzalayarak yetkililerden zeytinliklerden ellerini çekmelerini ve zeytinin ölüm fermanı anlamına gelen yasa tasarısını iptal etmelerini isteme zamanı!
Eğer yasa tasarısı onaylanırsa, zeytinliklerimiz madencilerin, enerji şirketlerinin, yol müteahidlerinin ve inşaat devlerinin arka bahçesi haline gelecek. Bugün hepimizi besleyen, yüzlerce aileyi doyuran topraklar birer şantiye, zehir depolama sahası olacak.
Yeni yasa, zeytinlikleri bu faciaya açmakla kalmıyor, zeytinliğin tanımını toptan değiştiriyor. Bu tasarıyla, 25 dönümden (25.000 metrekare) küçük zeytinlikler sıradan arazi olarak görülüyor. Türkiye’deki zeytinliklerin ortalama büyüklüğünün  10 dönüm olduğu düşünülürse, yasa tasarısının çaldığı tehlike çanları daha da yakından duyuluyor.
Hep beraber harekete geçerek zeytinlikleri kurtarabilir, tüm Türkiye’nin bu konudan haberdar olup kenetlenmesini sağlayabiliriz. Lütfen kampanyayı imzala, paylaş, duymayan kalmasın.
Umutla,
*change.org/tr yazısıdır

Aşağıdaki linkde  lütfen imzanızı veriniz.

http://www.change.org/tr/kampanyalar/t%C3%BCrkiye-nin-zeytinliklerinin-%C3%B6l%C3%BCm-ferman%C4%B1na-hay%C4%B1r-zeytinhayatt%C4%B1r?share_id=zjEYvVIIqe&utm_campaign=autopub

*Fotoğraf: Arzu Sarıyer ,Nazilli

KÖŞE YAZILAR

S ERDAR KIZIK 08 Temmuz 2014 Salı

Zeytin Ağacı Ölümsüzdür!..


Güneş tepede, hava çok sıcak. 
Yandaki inşaatta çay molası. 
Manisalı inşaat işçisi Teyfik Usta, zeytinin gölgesinde terini kurutuyor Ege’ye karşı. 
Diğerleri gibi, yorgun... 
Bir “merhabayla” oradan buradan, havadan sudan konuştuk, hayatın zorluğundan. 
“Senin iş kolay, değil mi abi?” dedi. 
Düşündüm, ne söylesem... 
Gözlerini toprağa dikti. Yanıt beklemediği belliydi. 
Başı ellerinin arasında, umutsuz, bezgin, karamsardı Teyfik Usta. 
“Hayal et desen, o da yok” dedi ya, kuytusuna sığındığımız, adalet ve barışın simgesi zeytinin dallarına takıldı gözlerim. 
Sustum. 
Ne adaleti, ne barışı... 
Hayalden bile yoksunsa insan.
***
Mola bitti, işbaşı. 
Zeytinlikte tek başıma kaldım. 
Onun da, doğduğu topraklarda geleceği karanlık, zalimi çok! 
TBMM’de alt komisyonda canına okunuyor zaten. 
AKP iktidarı 5 kez denedi yasa değişikliğini, olmadı!.. Şimdi yeni bir hamle daha. 
Enerji Bakanlığı’nın, zeytinlik alanlara enerji ve maden yatırımı yapılmasının önünü açan yasa tasarısıyla, bileti kesildi kesilecek!.. 
Bu alanlara, enerji ve maden, doğalgaz, petrol işletmeleri gibi kimyevi madde salımı yapan tesisler kurulabilecek! 
Kaygılıyım! 
Ne olacak acaba gölgesine sığındığım zeytin ağacına? 
Bu, Anadolu’nun bağrından çıkmış, altı bin yıldır insanoğlunun, geçim, beslenme, sağlık ve güzellik kaynağına, Akdeniz uygarlığının simgesine, kutsal ağacakıyacaklar mı? 
Kalbimizin koruyucusu, midemizin dostu, sağlığa yararı tartışmasız, uygarlığın, barışın dostluğun, zaferin, umudun ve adaletin simgesi köklenecek mi? 
Aydınlık, sağlık ve güzellik iksiri tükenecek mi? 
Amaç dışı kullanım ve HES’lerle talan edilen, yok edilen toprak ve su kaynaklarına, zeytinlik alanları da mı ekleyeceksiniz? 
Sıvıyağ ithalatına her yıl 3.5 milyar dolar ödüyor bu ülke oysa. 
Ne 10 milyon insanın geçimini ne de geleceğini düşünen iktidar, bu kadar mıöngörüsüz, bilgisiz ve cahil olabilir? 
Ne var ki... 
Altıncı kez deneseniz de boşuna!.. 
Zeytin ağacı ölümsüzdür çünkü...  
Serdar Kızık
**************************************************************************************
Cıvalı Fasulye
(Çiğdem Toker/Cumhuriyet – 9 Temmuz 2014)
Galiba kahvaltıda çeyrek altın yemeyi, yeşil fasulyeyi de cıvayla pişirmeyi düşünüyorlar.
Hadi, canım Ege’nin püfür püfür köylerinde, gölgesinde serinleyecek bir ağaç hayalinin hiç kurulmayışını “fıtrat”tan sayalım… Peki Meclis mesaisine başlamadan önce aldıkları duşun sabunu, şampuanı: O sabunun siyanür; şampuanın bakırla mı üretileceğini sanıyor Komisyon üyesi vekiller? Kim bilir belki de öyledir. Hem öyle öyle düşünmeseler 25 dönümün altındaki zeytinliği zeytinlik olmaktan çıkaran kanun teklifini “torba”ya atarlar; büyükbaş hayvan sokulması yasaklanan zeytinlikleri maden şirketlerine açarlar mıydı…
***
Ege’de miras davalarıyla bölüne bölüne ufalmış zeytinliklerin büyük bölümü zaten 10-15 dönüm… Fakat “iki-üç” kelimelik kalem oynatılarak talana açılan bu kanun teklifi yasalaştığında, ter döke döke ailesinin geçimini sağladığı bilmem kaç yüzyıllık zeytinliğiniz eğer 24 bin 999 metrekareyse artık “zeytinlik” olmaktan çıkıyor.
İşin Türkçesi ise şu: Köylüyü kendi toprağından uzaklaştıracak, yabancılaştıracak bu teklifte; 25 dönümün altındaki zeytinliği zeytinlik olmaktan çıkarmak; maden şirketlerinin makine parkına yer açmak anlamına geliyor.
***
Bu Komisyon’a iyi bakın. Ülke topraklarının her gün yeni bir talanla kurutulmasında, “havuzcu” işadamlarının affedilmesinde, belediye taşınmazlarının Erdoğan ailesinin vakfı TÜRGEV’e devredilmesinde, Sarraf’ın mal varlığına tedbir konulmasını kısıtlayarak aklanmasında, özelleştirme devirlerinde yargı kararlarının geçersiz sayılmasında, Hızlı Tren projelerine para bulamayan Cengiz İnşaat’a borçlu çıkmamızda, hep bu Komisyon üyesi vekillerin imzaları var.
Adı Plan Bütçe Komisyonu.
Millet iradesinin tecelli ettiği “Yüce Meclis”in bir numaralı “İhtisas Komisyonu”, bugünlerde fiilen Başbakan talimatlarına göre iş yapan bir “aracı kurum”a dönüştü. Hukuku ayakbağı olarak gören rant ve inşaat tutkunu şirketlerin, önüne çıkan bir kanun maddesi mi var? Hop, ilgili bakanlığa bir dilekçe. Oradan Komisyon’a bir kanun teklifi.
Sonra ekle “torba kanun”a…
***
İçine her gün ilgisiz maddeler sıkıştırılan Torba Kanun, 200 maddeye ulaşarak “Obez Kanun”a dönüştü. Başbakan Erdoğan dün grup toplantısında “Milletin beklediği yasalar”dan söz ediyordu. Zeytinciliği, zeytin köylülerini öldürecek bu kanun teklifinin, Başbakan’ın “sahiller” diye ötekileştirdiği, partisine az oy çıkan Ege yöresini ilgilendirmesi şüphesiz bir rastlantıdır. Rantçı madencinin insanlık dışı koşullarda çalıştırdığı ve en az 301 işçinin öldüğü “Soma Katliamı”yla yola çıkan kanunun, dönüp dolaşıp yine madencilerin emrine girmesinin rastlantı oluşu gibi tıpkı.
Cıvalı zeytin çağına hoş geldiniz.

*********************************************************************************************

Zeytine Kıyanların Tuttuğu Altın Olsun!
MUSTAFA BALBAY 10 Temmuz 2014 Perşembe

CUMHURİYET


Anadolu’da bir söz vardır; üzüm çubuğunu çocuğun için, zeytin ağacını torunun için dik, diye. 
Çünkü zeytin öylesine uzun ömürlüdür. Zeytin fidanını dikersiniz, 5. yıl ürün vermeye başlar. 15. yılda verimi ikiye katlanır. Ama asıl ürün artışı 25. yıldan sonradır. 
Devamında ucu açık. 100 yaşını geçmiş nice verimli zeytin ağacı vardır. 
Yazı aramızda, ben de zeytinin en çok gövdesini severim. Her biri ötekiyle yarışan heykel gibidir. Hangi yönden baksanız kafanızda ayrı bir yansıma oluşur. Resim yapma yeteneğim olsa, zeytin gövdeleri ressamı olmak isterdim. 
Türkiye zeytinin başlıca anavatanı. Zeytin varlığımız 170 milyon ağaca yaklaşıyor. Bu rakamla dünya dördüncüsüyüz. Zeytin, zeytinyağı tüketiminde ise yerimiz ilk 15 ülkeden sonra geliyor. 
Sağlık, bereket, barış, ölümsüzlük sembolü zeytin ülkemizde 500 bini aşkın ailenin de geçim kaynağı.
***
Zeytin ağaçları bugünlerde Meclis gündeminde. Tabii ki hayırlı bir durum için değil. Zaten tarımla ilgili olup, hayırlı olan bir şey iktidar tarafından Meclis’e getirilir mi? 
Daha önce 5 kez Meclis gündemine gelmiş, her seferinde reddedilmiş bir yasa taslağı 6. kez ısıtılıyor. 
Özeti şu: 
25 dekardan küçük olan zeytin alanları her türlü kamu ve enerji yatırımının yanı sıra maden işletmeciliğine de açılacak. 
Mevcut 3573 sayılı Zeytin Yasası’na göre zeytin alanlarına 3 kilometre mesafede bu ürüne zarar verecek, tozlanmaya, kirlenmeye neden olacak bir yatırım yapılamıyor. Bu hüküm hükümet tarafından gerektikçe deliniyor. Zehirli sözcük haline getirilen “kamu yararı” dikkate alınarak başta yol yapımı olmak üzere pek çok nedenle zeytinlikler tehdit altında. Örneğin İstanbul-İzmir otoyolunun sadece Gemlik-Orhangazi arasındaki bölümünde 140 bine yakın ağaç kesildi. 
Son değişikliğin başlıca nedeni zeytinlikleri madenlere açmak. Bunu Maden Yasası’nda denediler olmadı. Şimdi Zeytin Yasası’nda bir kez daha deniyorlar. 
25 dekardan düşük zeytinliklerde madenciliğe izin vermek neredeyse tüm zeytinliklerin korumasız hale gelmesi demek. Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’le konuştuk; Türkiye’de zeytinliklerin ortalama büyüklüğü 12 dekar. 
Avrupa Birliği (AB) standartlarına göre 1 dekarlık alan zeytinlik sayılıyor. 
Zeytinle ilgili yasanın Tarım Komisyonu’nda görüşülmesi gerekirken hükümet bunu Sanayi Komisyonu’na gönderdi. 25 Temmuz’a dek apar topar çıkarılacak torbanın içine bunu da koyma hevesi var. Hükümet işi bir yönetmelikle bitirmek istemişti, Danıştay’dan dönünce şimdi yasasına uydurmaya çalışıyor.
***
Doğayla madenler arasında bir karşılaştırma gündeme geldiğinde benim aklıma ilk, ezeli bir anlatım gelir. 
Memleketin birinde ülkenin tek hâkimi sultan bir türlü doymak bilmezmiş. Dünyanın en zengin yöneticilerinden biri olduğu halde sahip olduğu hiçbir şey ona yetmezmiş. Sonunda bir dilek yerine getiricisi bulmuşlar, ondan ne dilerse olacağını söylemişler. Sultan şaşırmış, “Örneğin, tuttuğum her şeyin altın olmasını istersem, olacak mı”diye sormuş. 
Evet karşılığını alınca, “Peki o zaman, tuttuğum her şey altın olsun” demiş. 
Öyle de olmuş... Bizimki yolda taşı tutuyor, altın, ağaca dokunuyor, altın. Su kovasına elini sokuyor, silme altın. 
Sevinçten havalara uçuyor. “Artık benden zengin kimse olmayacak” diye naralar atıyor. 
Aradan saatler geçiyor. Bizimki acıkıyor; ekmeği tutuyor, altına dönüşüyor. Elini suya götürüyor, altına dönüşüyor. Sultan bir süre sonra açlıktan, susuzluktan kıvranıyor. 
Zeytine kıyanların, tuttuğu altın olsun!

Mustafa Balbay