11 Ocak 2010 Pazartesi

ONLU YILLAR



         2010 yına girdik,acısıyla tatlısıyla dokuz yılı geride bıraktık.


       İnsan hayatında on yıllar neleri ifade eder.Neler getirmiştir,neler götürmüştür.Hep düşünmüş ve onar onar geriye gitmişimdir...On yıllar insan ömründe belli bir yaştan sonra o kadar kısa duyumsanır ki . Bir yıl gibi gelip geçmiştir.Kimine göre Cahit Sıtkı’nın dediği gibi otuzbeşten sonra,kimine göre ellisinden sonra.Kimine göre daha ileri yaşlar.

        Ben ellili yaşlar demek istiyorum.Dönüp baktığımda ne çabuk geçmiş on yıl.Hani derler ya su gibi akıp gitmiş…Suyun kaynağı bir pınardır. O pınar öyle temiz öyle berraktır ki … O su; yatağı verimliyse ,besleyen damarları güçlüyse, çağlaya çağlaya akar. Deniz olur, okyanus olur. Pınar verimli yataklardan doğup ,yol alırken beslenememişse, onu besleyecek yeni pınarlar buluşamamışsa deniz olamadan okyanus olamadan kuruyup gider. Deniz olabilen hatta okyanus olabilen pınarlara ne mutlu.On yıllarımız insan için ,doğa için ,bilim, sanat için dolu dolu su gibi akıp gitmişse işte deniz ya da okyanus olduk demektir

       İkibinli yılların ilk on yılını burada konu etmiyeceğim.Hünüz tamamlanmadı.Sadece şunu diyebilirim; ikibin yılına girerken ne çok barış dilekleri tutmuştuk. Barış dileklerimiz tutmadı.”Barış” umudumuz olamadı .Savaşlar bitmedi,yeni savaşlar eklendi. Ülkeler,insanlar neden savaşılar? Savaş mı kavga mı?

       Cumhuriyet gazetesinde Behiç Ak bir karikatüründe baba oğulu konuşturuyor. Oğul soruyor “Baba tarihteki çatışmalar haklılarla haksızlar arasında mı?” Baba ”Keşke , ne yazık ki savaşlar genellikle haksızlarla haksızlar arasındadır.” Oğul - ” Yoksa iyiler ile kötüler arasında mı?” Baba- ” Nadiren... Genel de kötüler kötülerle savaşır.Güçlü olan onlardır çünkü.Haksız ve kötü olanlar! “ Oğul- “Peki iyiler ve haklılar ne yapar?” Baba- “Onlar savaşa katılacak kadar güçlü değildir Yavrum,birbirleriyle kavga edip dururlar…”

       Şimdi düşünüyorum onar onar son yüz yıl içinde hangileri savaş hangileri kavga?…

        Doksanlı yıllar, iki kutuplu dünya nasıl tek kutuplu oldu?Irak ,Afganistan ve diğerleri savaştılar mı kavga mı ettiler.Ya bizdeki terör olayları, faili mehul cinayetler…Neyin nesi?...

       Seksenli yıllar, 12 Eylül neyin savaşı ya da kavgası.Atatürkçüğüm diye diye…Baskılar, yıldırmalar, yok etmeler…
     Yetmişli yıllar, “Bizim kuşak” 78 kuşağı ; sevişmeyen,savaşan kuşak…Savaş değilse o kavga niye….

      Atmışlı yıllar ,68 kuşağı “Deniz, Yusuf, Hüseyin ;Mahirler” Tam bağımsız Türkiye!..Kendi yurdunda insanlarına bol gelen “Anayasa”..Daraltma kavgası mı?...

      Ellili yıllar ,Bir dizi müziğinde “Zor yıllar” diyor. Evet zor yıllar… Çok partili döneme geçiş….Menderesli,Bayarlı yıllar..Gerçekten demokrasıye kavuşmuş muyduk. Küçük Amerika hayalleri .Demokrasiye kavuşalım derken “Oltaya Takılan Balık”* olmuşduk da, haberimiz on yıllar sonra mı oldu?


       Kırklı yıllar, Dünya “İkinci Dünya Savaşı” içinde.Savaşanlar Dünyayı yıkıp yeniden kuruyorlardı.Ya Bizde; yokluk ve savaş tehlikesine karşın ,Türk Rönesansı denilen Köy Enstitüleri ve Halk evleri.Özerk Üniversiteler. Yaratılan “Cadı kazanında”* kimler kaynatılıyordu.Neyin kavgası ediyordu.


       Otuzlu yıllar, cehaletle, yokluklarla savaş .”Çıktık mı açık alınla,girdiğimiz her savaştan”…Ülkeyi demirağlarla ördük .Az zamanda büyük işler başardık.

        Yirmili yıllar,”Kurtuluş ve Kuruluş” savaşlarıdır.”Ya istiklal ya ölüm” Yüzyıllar nadiren dahi yetiştirir.Yirminci yüzyılda O dahi Atatürk”ümüzdür.Kurtulmuştuk işgallerden, Avrupa'nın “Hasta Adam”ından.Hasta adam ölmüş ,Gencecik” Türkiye cumhuriyeti” doğmuştu.

       İkibinli yıllar , yine mi” Hasta” ediliyorsunuz? …


1*Emin Değer “Oltaya takılan Balık,Türkiye”

2*Uğur Mumcu “Kırkların Cadı Kazanı”

Arzu SARIYER

8 yorum:

newbahar dedi ki...

Cumhuriyet ve onuncu yıl marşı...
Dilimizde sakız, çiğnemekten öteye gitmez hallerimiz. Geçmişin savaşlarıyla, zaferleriyle, Fatihleriyle ve en önemlisi Atatürkle övünürüzde, övünmekten öteye gitmez hallerimiz...
İşte bugünün özeti. Şimdi makara geriye sarıyor, zayıf ve ekonomisi çökmüş, iktidarı gaflete düşmüş bir halde tarih tekerrür ediyor.
Yeni yıl, hiç bitmeyen savaşın ve hiç gelmeyen barışın umudu...Sadece umut ve aslında hayal.

suskunbiradam dedi ki...

Onarlı yıllar halinde iyi bir kronolojik anlatımdı. Dönüp gittim gerilere...

Kim kimi? Neden? Niçin? Ne uğruna? Hangi silahlarla? Nasıl öldürmüş?

Aynı silah nasıl ayrı kamplardaki genç ve düşünen beyinleri yok etmiş? Hiç mi acınmamış o gençlere?

Düşündürdünüz...

Sevgiler ve selamlar...

hasretsenfonileri, dedi ki...

Zannederim herkes kendi kuşağında takılı kalmış ve kalacak.. bir iç hesaplaşma gibi..
Bu aklımla o yıllarda olsam... neleri yapar ya da neleri yapmazdım??? Köy enstitüleri ve halk evleri gibi gerçekten Türkiye'nin rönesansı olan kurumların kıymeti bilinmediği için cehalet alıp başını gitti.. bunun için yobaz her köşe başında ulumakta..
Bakma sen 68 kuşağıyım diye böbürlenip göbek büyütenlere.. o devirde sosyalist geçinip, asılanlara ağıt yakanlar, öbür on yıllarda asanlara alkış tuttu!!
Nefis bir yazı sunmuşsun.. öğretmenim sevgili arzum..üzülerek ve düşünerek okudum!
Teşekkür ederim.

Sevgi Damlalarım dedi ki...

sevgi damlalarımı bırakıp sevgi lerrr diliyorum

bilge dedi ki...

sevgili hasretsenfonileri nin dediği gibi Türkiyenin rönesansı olan Köy enstitülerini hep babamdan dinlerdim maalesef kıymeti bilinmedi ve pat diye kapatılıverdiler.bir gün babam ve oğlum ben sinamadan cıktık giderken babamla konuşuyoruz oğlum döndü bize dediki değişen bir şey olmamışki dedem ,sen ben hep aynı sorunları konuşuyoruz bak üç nesiliz dedi ne değişti veya ne gelişti dedi cevap veremedim ..sevgilerimle bloğuma yaptığınız ziyaret içinde teşekkürler...

kediperisi dedi ki...

Arzu'cuğum çok güzel özetlemişsin, bunca yanlış birike birike önümüzdeki on yıl daha da kötü geçecek gibi:((insanların birbirlerine düşmanlıkları iyice bilendi, bir İslami forum sitesinde şöyle yazmışlardı "laiklerden tiksiniyoruz, iğreniyoruz, Atatürk puttur, taşa tapıyorsunuz, hepiniz yanacaksınız vs. " kendilerine dindar diyen kişilerin içi bile böylesi nefret, düşmanlıkla doluyken artık çok umutsuzum gelecek on yıllardan:((
sevgiler

Hamiyet Akan dedi ki...

Daha nice on yıllar geçecek sorunlar ve sorularla çünkü insan olarak yaşamayı beceremiyor insanoğlu. Doyumsuzluk, hırs, öfke, ayrımcılık gibi daha bir çok tuhaf duygunun esiri olduğu sürece asırlarda geçse aynı tas aynı hamam devam eder böylece...

Çok düşündürücü bir yazıydı, ellerinize, yüreğin,ze sağlık.

Sevgilerimle...

Leylak Dalı dedi ki...

Öğretmenim hoşgeldiniz blog alemine. Bloguma uğramışsınız sağolun. Öğretmen, yaşdaş ve Denizli'li olduğunuzu öğrenince iade-i ziyarete geldim. Ömrümün en güzel 2 yılı ilk öğretmenliğe başladığım zaman Denizli'de geçti, en sevdiğim yerlerden biridir, sık sık ziyarete geliriz arkadaşları ve her seferinde içim sevinçle dolar.
Blog aleminde güzel dostluklar edinmeniz dileğiyle sevgiler yolluyorum...